1. Ana Sayfa
  2. Şanlıurfa

Balıklı Göl – Halil-ür Rahman Camii ve Türbesi

şehir merkezinde bulunan kalenin hemen önünde yer alır

Balıklı Göl – Halil-ür Rahman Camii ve Türbesi
+ - 0

Urfa’daki balıklı göller, şehir merkezinde bulunan kalenin hemen önünde yer alır. Kanallarla birbirine bağlanan iki büyük havuzdan biri kaleye daha yakın olan Aynzeliha, diğeri ise Halilürrahman Gölü olarak tanınmıştır. Havuz şeklindeki bu göller gerçekte birer akarsudur ve doğudaki üstü kapalı bir kanalla şehri dolaşarak batısındaki bahçeleri sular ve Suriye topraklarına karışır. Göllerin kaynakları karstik kökenli su kaynakları grubunda yer alır. Bu kaynaklar kalenin de yer aldığı Eosen dönemi (yani günümüzden yaklaşık 50 milyon yıl önce) kalkerlerinden oluşmuşlardır. Zaman içerisinde kaynakların etrafı çevrilerek havuz şekline getirilmişlerdir.

6. yüzyıla kadar kış mevsiminde civardaki derelerden toplanan sular, Halepli Bahçesi’nden geçerek balıklı göllere dökülüyordu. 525 yılındaki büyük bir su baskınında, hem Halepli Bahçesi’ndeki köşk, hamam ve diğer binalar, hem de göllerin civarındaki diğer binalar yerle bir olmuş ve şehri basan sular binlerce insanın ölmesine sebep olmuştu.

O zamanki adı Edessa olan Urfa’nın başına gelen felakete çok üzülen Bizans imparatoru I. Justinianos, 527 yılında tahta çıkınca İstanbul’dan Urfa’ya birçok mühendis, uzman ve yüklü miktarda para göndermiştir. Mühendisler ve uzmanlar, işçilerin yardımıyla önce günümüze ulaşan bir taşkın önleme duvarı yaptılar. Daha sonra derelerden toplanıp gelen suların akış yönünü şehrin etrafına yönlendiren büyük bir dere (Karakoyun Deresi) kazdılar. Halepli Bahçesi suların taşkınlarından kurtarıldı.

Detaylı Anlatım

Karakoyun Deresi adını verdiğimiz bu dere, şehrin batısından başlayarak kuzey ve doğudan şehri dolaşır. O dönemdeki Urfa halkı, efendilerinin bu büyük iyiliğinden dolayı ona teşekkür etmek amacıyla uzun bir zaman şehri imparatorun adıyla birlikte “Justinianopolis” (Jüstinyen Şehri) olarak çağırdılar.

Halilürrahman Gölü, 150 m. Uzunluğunda ve 30 m. genişliğindedir. Aynzeliha Gölü, ise 50 m. uzunluğunda ve 30 m. genişliğindedir. 1940-1970 yılları arasında bu gölde yüzme yarışmaları ve su sporları yapılırdı. Göllerin bulunduğu yer, şehre gelen yerli ve yabancı turistlerin mutlaka uğradıkları şehrin en gözde yeridir. Halilürrahman Gölü’nün kuzeyinde Rızvaniye Camii ve Medresesi, güneybatı köşesinde ise Halilürrahman Camii ve Medresesi yer almaktadır.

Balıklı göllerin tarihçesine popüler özelliğiyle başlamak istiyoruz. Bu da göllerin Hz. İbrahim ile ilişkisidir. Balıklıgöllerin civarındaki Makam-ı İbrahim (İbrahim peygamberin doğduğuna inanılan mağara) Mevlid-i Halil Camii ve kaledeki sütunlar geleneksel olarak Hz. İbrahim’le ilişkilendirilir.

Hz. İbrahim Makam-ı İbrahim’deki mağarada doğmuş ve orada ailesi tarafından bir süre Nemrut’un zulmünden saklanmıştır. Hz. İbrahim büyüyünce bu şehirdeki putperestliğe karşı savaşmış ve tapınaktaki putları parçalamıştır. Bunun üzerine Nemrut onu yargılayıp ateşe atma cezası vermiştir. Hz. İbrahim, halk tarafından “mancınık” denen, kaledeki sütunların arasından ateşe atılmıştır. Allah’ın emriyle ateş Hz. İbrahim’i yakmayıp serin ve selamet olmuştur. Hz. İbrahim’in içine atıldığı ateş çukuru havuzlu bir bahçeye, yanan odunlar da balığa dönüşmüştür.

Hz. İbrahim’in arkasından, ona inanan ve âşık olan Nemrut’un kızı Zeliha da kendini ateşe atmış ve onun düştüğü yerde de Aynzeliha Gölü oluşmuştur. Bu inanca dayanarak balıklı göllere ve civarına büyük saygı gösterilir. Göllerdeki balıklar kutsal kabul edilerek, yakalanmaz, yenilmez ve onlara zarar verilmez. Balıkları tutan ve zarar verenlerle ilgili olarak efsanevi hikâyeler anlatılır. Balıkları yakalayanların çarpıldığı, deli oldukları ve yağda kızartırken balıkların gözlerine sıçrayarak nasıl kör oldukları anlatılır.

Tarihi kaynaklara göre ise, balıklı göllerin kutsallığıyla ilgili inanışlar, antik dönemden başlar. Bu dönemde göllerin ve balıkların Hz. İbrahim’le bir ilişkisine rastlanmaz. Zira bu dönemdeki gösterilen kutsallık ve saygının sebebi Bereket Tanrıçası Atargatis idi.

Şimdi gelin Atargatis’i tanıyalım: İnancı ve etkileri Yunan ve Romalılara kadar yayılmış olan Antik Suriye tanrıçası ve aynı zamanda tarihteki ilk denizkızıdır. Atargatis bereket ve üretkenlik tanrıçasıydı; ayrıca su inancıyla da ilgiliydi. Efsaneye göre çok güzel bir kız  olan Atargatis bir çobanla ilişkiye girer ve bir çocuk doğurur. Evlilik dışı ilişki dolayısıyla mahalle baskısına dayanamaz ve kendisini denize atar. Ama deniz bu kadar güzel bir kızı yok etmek istemez ve bir balıkla insan karışımı olan tanrıça doğmuş olur. Simgesi yarı balık yarı kadındır. Balık, üretkenliği simgelerken su ise yaşamı simgelemekteydi. Süryaniler ona (Tar‘atha) derlerdi. Başta Hierapolis (Kuzey Suriye’de Menbic) olmak üzere Urfa civarında yer alan birçok merkezde kutsal göller/havuzlar ve buradaki sularda yaşayan kutsal balıklar, tanrıça adına yapılmış olan tapınakların adeta ayrılmaz birer parçası olmuştu. Bu göllerdeki balıklar kutsal sayılırdı (yenmezdi, avlanılmazdı) ve hatta bazıları müthiş mücevherlerle süslendirilmişlerdi. Balıkları inançlarından dolayı yemek ve onlara dokunmak yasaktı. Fakat özel günler geldiğinde papazlar ayinlerinin bir parçası olarak yerlerdi. Ek olarak tanrıçanın verdiği nimet olan üretkenliklerine bir teşekkür olarak erkekler hadım edilirdi. Müzikler söylenir danslar edilirdi.

Tanrıça Atargatis’e tapınan Urfalılar da komşuları olan diğer putperestler gibi tanrıça anısına inşa ettikleri tapınağı balıklı göllerin yakınında kurmuşlar ve tanrıçanın suda yıkanmasıyla oluştuklarına inandıkları balıklar beslemişlerdir. Balıklı göllerden suya atlayan Atargatis’in Urfa’nın yakınındaki günümüzde Ayn el-Arus denilen bir başka su kaynağına çıktığına inanılırdı. O dönemin Urfa’sında ve Suriye’de Tar‘atha’ya inanan erkekler ona olan saygılarından dolayı kendilerini hadım ederlerdi. III. yüzyılın ortalarında Kral Abgar Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra bu geleneği yasaklamış ve kendisini hadım edenin elinin kesileceğini emretmişti.

Urfa ve Soğmatar’da bulunmuş yazıtlardan anladığımız kadarıyla Tar‘atha inancı bölgemizde o kadar benimsenmişti ki, insanlar tanrıçanın isminden esinlenerek Abd‘ata, Bar‘ata, Ma‘ta, Matra‘ta ve Şalma‘ta gibi isimler kullanmaya başlamışlardı. Atargatis inancıyla ilgili olarak, kutsal havuzlar/göller ve balıklar içeren tapınaklara Suriye ve Kuzey Mezopotamya bölgesinin eski yerleşim yerlerinde de rastlanmıştır. Hierapolis’ten başka Delos’ta, Askalon’da, Antakya yakınlarındaki Dafne gibi bazı inanç merkezlerinde görmek mümkündür. Urfa’daki göllerin yakınındaki Atargatis Tapınağı günümüze ulaşmamıştır, ancak o civarda yapılmış bazı kazılarda veya yol açma çalışmalarında bu eski tapınağa ait sunaklar ve denizkızı heykelleri ortaya çıkmıştır.

Günümüzden 2300 yıl önce göller ve balıklar Bereket Tanrıçası Atargatis’e adanmış olsa da, aradan geçen zaman içinde bu tanrıça ve ona olan inanç unutulmuş gitmiş; bugün sadece Hz. İbrahim’le olan ilişkisiyle yaşayıp Halilürrahman ve Aynzeliha gölleri olarak gündemde durmakta ve durmaya da devam edecektir. (www.sanliurfa63.com)

Halil-ür Rahman Camii ve Türbesi ise Halil ür-Rahman Gölü’nün(Balıklıgöl) yanında yer almaktadır. Cami halk arasında “Döşeme Camisi” olarak da isimlendirilmektedir. 504 tarihinde Rahip Urbisyus tarafından Hz. İsa Peygamber’in annesi Hz. Meryem adına bir kilise inşa ettirilmiştir. Meryem Ana Kilisesi olarak kayıtlara geçen bu kilise, Abbasi Halifesi Me’mun döneminde(813-833), camiye dönüştürülmüştür. Minare, Selahattin Eyyubi’nin yeğeni El Melik’ül Eşref Muzafferüddin Musa tarafından 1211–1212 yıllarında onarılmıştır. Yapı, Kanuni Sultan Süleyman(1520-1566) döneminde restore edilmiştir. 1810 yılında yapı kapsamlı bir onarım görmüştür. Bu cami aynı zamanda Makam Camisi olarak ta adlandırılmaktadır. Birçok düşünürün ve aşığın dilinde dolaşan bir camii olmuştur. Özellikle Evliya Çelebi bu camiden bahsederken Halil İbrahim Tekkesi olarak adlandırmıştır. Ülkemizde çok fazla camii ve türbeler bulunmaktadır, fakat bunun en büyük sebeplerinde bir tanesi ise ülkemizden düşünürlerin çok fazla çıkmış olmasından kaynaklanmaktadır. Burada şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Avrupa’da veya yurtdışında bilim adamları çok fazla ön planda tutuldu, fakat ülkemizde ise düşünürler, felsefeciler ve âşıklar çok ön planda tutulmuştu ve bu yüzden ülkemizin birçok yerinde, hatta adım attığınız birçok yerde camiler ve türbeler bulunmaktadır. Bu kadar cami ve türbelerin bulunması aslında bizim için berekettir, çünkü ülkemizden bu kadar düşünürler ve âşıklar çıkmış. Aslında bu durum ülkemizin tarih ve kültür açısından ne kadar zengin olduğumuzu göstermektedir. Maalesef bazı tarihi yapılarına dair birçok bilgiler artık bulunmamaktadır, fakat çoğu tarihi yapılar ise hala korunmaya devam ediyor ve insanlar bu yapıları ziyaret ederek tarihimize daha yakından şahit oluyorlar ve bu da bizim için çok önemli bir durum oluyor. Şanlıurfa elbette sadece camiler ve türbelerden ibaret değildir, fakat her şehrin kendine özgü, kendini anlatan bazı özellikleri vardır.

Dolayısıyla Urfa Halil-Ürrahman Camii ve Türbesi Şanlıurfa’nın simgelerinden bir tanesi haline gelmiş ve hala konuşulmaktadır. Camii ve türbenin birçok farklı hikâyeleri elbette bulunmaktadır, fakat önemli olan insanların bu camii ve türbeyi hala ziyaret ediyor olmalarıdır. Tarihi yerleri ziyaret edenleri çok fazla görmezsiniz veya tarih denildiği zaman, çoğunlukla tarihi arkeolojik kalıntılar olarak algılanmaktadır, fakat ülkemizde sadece arkeolojik kalıntılar yoktur. Aynı zamanda camiler, türbeler ve benzeri birçok tarihler bulunmaktadır. Bu yüzden sadece Urfa değil, ülkemiz tarih ve kültür açısından çok zengin olmaktadır ve bu yüzden Dünya Miras Listesi’ne giren birçok tarihi yapılarımız bulunmaktadır. Belki birçoğunun adını bilmiyoruz veya yapının varlığını biliyoruz, fakat adını bilmiyoruz. Bu tamamen bir nevi bizim kendi tarihimizden uzak durmamızdan kaynaklanıyor. Şanlıurfa’ya gittiğinizde mutlaka Urfa Halil-Ürrahman Camii ve Türbesi’ni ziyaret edin.

 

kRHYTY.jpg

Galeri Sayfasına Ulaşmak İçin Tıklayınız

(NOT : Yorumlarım; ziyaret ettiğim lokasyonla ilgili olarak mahallinde ve/veya daha sonra çeşitli kaynaklardan araştırarak edinebildiğim bilgilerdir. Herhangi bir politik/dini görüş içermemekte, eksikleriyle – hatalarıyla ve noksanlarıyla naçizane tarafımdan yapılmış derlemelerdir. Yanlış olduğu düşünülen bir husus tespit edildiği taktirde, yorum kısmında belirtilmesi halinde gerekli düzeltmeler yapılabilir.)

Yazar Hakkında

"Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp" bakış açısından yola çıkarak, geride bıraktığım yarım asırlık zamana inat; teknolojik kolaylıkların da yardımıyla bundan sonra gezip, gördüğüm yerleri kendi bakış açımla ve olanca acemiliğim ve amatörlüğümle fotoğraflayıp (ki bu da genellikle cep tlf larıyla olur) @muzedelisi instagram hesabımdan yaptığım paylaşımları, instagram daki limitlere takılmaksızın, özgürce www.hepgezelim.com sitesinin sunduğu imkandan da faydalanarak, diğer gezi merakları ile de paylaşmak, diğer üyelerin paylaşımlarından yeni yerler, bilmediğim rotalar ve mekanları öğrenebilmek için buradayım :)

Yorum Yap