1. Ana Sayfa
  2. Denizli
  3. Pamukkale Travertenleri, Hierapolis ve Laodikeia

Pamukkale Travertenleri, Hierapolis ve Laodikeia

Günü birlik gezideki en güzel rota Pamukkale Travertenleri ve etrafında bulunan Hierapolis ve Laodikeia Antik Kentidir.

Denizli Pamukkale Travertenleri Naysal (1)

Sahip olduğu tarihi eserlerin yanında kültürü,doğa güzellikleri bir de Uşak’a yakın olunca Denizli’ye günübirlik gezi düzenlendim. Denizli konum olarak Ege ve Akdeniz arasında bir geçit durumundadır.

En yakın komşuları ise Muğla,Uşak,Aydın,Burdur ve Antalya’dır.

Türkiye tanıtımlarında konu olan, yerli ve yabancı turistlerin hayran kaldığı Pamukkale Travertenleri sadece Denizli’nin değil ülkemizin de gözbebeği konumundadır.

Okuduğum bir dergide dünyada görülmesi gereken ilk 30 yer arasında yer alıyordu. Günü birlik gezideki en güzel rota Pamukkale Travertenleri ve etrafında bulunan Hierapolis ve Laodikeia Antik Kentidir.

Şehirin tabelaları sizi Pamukkale yoluna çok rahat şekilde çıkartıyor. Yolumun ilk durağı aslında Laodikeia olabilirdi ama ben onu en sona bırakmıştım.

Laodikeia tabelasını geçtikten 10 km sonra Pamukkale travertenlerine ulaşmıştım.

Detaylı Anlatım

Pamukkale Travertenleri demişken mitolojide nasıl oluştuğu hakkında birkaç hikâye var. Efsaneye göre bu benzersiz coğrafya yakışıklı çoban Endymion ile Ay Tanrıçası Selene’nin aşkının ürünü.Çoban Endymion aşkı Selene’ye tam burada kavuşmuş. Bir araya gelmenin mutluluğuyla kendisinden geçerken ineklerini sağmayı unutmuş. İneklerin memelerinden süzülen sütler Pamukkale’yi oluşturmuş.
Diğer bir hikayeye göre bir çoban kızı bir gün artık çirkinliğinden bıkarak canına kıymak ister ve kendini Hierapolis’in sularına bırakır. O sırada oradan geçen bir prens atından fırlayarak kızı ölümden kurtarır.Hierapolis sularının şifalı olduğunu bilmeyen çoban kızı, prense öfkelenir. Prens, bu kadar güzel bir kızın neden ölmek istediğini anlayamadığını söyler. Çoban kızı şaşkınlık içerisinde sudaki aksine bakar. Gerçekten de o çirkin kız gitmiş, yerine dünyalar güzeli bir kız gelmiştir.

Travertenlere girişte müze kartınız varsa ya da öğretmenseniz benim gibi ücretsiz giriş yapıyorsunuz. Müze kartınız ya da ücretsiz giriş yapacağınız kartınız yoksa 50 tl ücret ödeyerek bilet satın alabilirsiniz. Bence bilet almak yerine üzerine 20 tl daha ekleyerek müze kartı satın almak daha mantıklı. Giriş yaptıktan sonra sandaletlerimi çıkarıp poşete koydum ve elime aldım. Travertenler karşımda buz dağı gibi duruyordu. Fotoğraflarda gördüğüm bu manzaranın gerçek halini anlatmaya kelimelerim yeterli gelmemişti o an. Her karesini fotoğraf karesine sığdırmak istiyordum. Yaz aylarında öğle saatleri çok sıcak olmasından dolayı bence mayıs haziran ayı gezmek için ideal. Travertenler ve üzerlerinde çeşitli büyüklükte birçok havuz var. Bu güzel ve su seviyesi dizin biraz altına gelen havuzlara girebilirsiniz.Bu havuzlardaki termal suların sıcaklıkları yaz-kış değişmiyor. Suyun birçok hastalığı tedavi edici etkisi de var.

Travertenlerden en tepeye doğru tırmandığınızda Mısır kraliçesinin yüzdüğü varsayılan Kleopatra Havuzu var. Rivayete göre Kleopatra Havuzu’na girmeden önce Kleopatra böyle güzel bir hatun değilmiş. Girmiş güzelleşmiş dilerseniz bu güzel havuzda yüzebilirsiniz. Giriş ücretli, ayrıca içeride kullanabileceğiniz kabinler var. Ancak havuz fazlasıyla kalabalık.Havuz derinliği yer yer değişmekte. Su pırıl pırıl, görüntüsü ise mükemmel. Yeme içme olayını ne buradaki kafeteryaya ne de travertenlerden çıktığınızda karşınıza gelen kafeteryaya bırakmayınız. Turistik yer olduğu için aşırı derece pahalı o yüzden yanınızda aperitif şeyler bulundurun derim.

Travertenlerin yanı başında olup yapılan kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkan Hierapolis’in isim kaynağı kraliçe Hiera olduğu düşünülmektedir. Hiera, Telephos’un eşidir. Bergama’nın kurucusu olan bu ünlü kralın eşi olan Hiera aynı zamanda “Amazonlar Kraliçesi” adıyla anılmaktadır. Şehir bu isimle anılmadan önce de yerleşik bir yaşama ev sahipliği yapmıştır. Elde edilen bilgilere göre özellikle dini yapıların ağırlıkta olduğu bir yapıya sahip olduğu için “Kutsal Şehir” olarak tanınmaktadır. Tapınakların ve ibadet yerlerinin iç içe olduğu Hierapolis Antik Şehri, aslında birçok tarihi yapı ve eserin ortasında kalan bir konumdadır. Bundan dolayı şehrin ait olduğu çevre konusunda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Günümüzde Hierapolis, yıkıntıların ve kalkerli kayalıkların altından ortaya çıkan tarihi ve turistik değerlerden biridir. Şehir içerisinde geçmişten günümüze ulaşmış, görülmeyi bekleyen birçok eser ve yapı bulunmaktadır. Büyük mezarlık alanı, tiyatro sahnesi, antik havuz, hamam ve su kanalları bunlardan bazılarıdır.

Burayı da gezdikten sonra Hristiyanlık dünyası için çok önemli bir dini merkez olan Laodikeia’ya yolumu çevirdim. Pamukkale’den Denizli merkez istikametine giderken 10 km sonra yolun sağ tarafındaki tabeladan rahat bir şekilde antik kente ulaşımımı sağlamıştım. Antik kente girişi ücretsiz şekilde sağlamıştım. Burada öğretmen kimliğim olmasaydı 30 tl’ye bilet satın alabilir ya da müze kartı ile giriş yapabilirdim.

Laodikeia Antik Kentin neden önemli dersek kentin ticaret merkeziymiş. Tekstil üretimi yapıp aynı zamanda sağlık merkezi olarak kullanılıyormuş. Suları şifalı, mineralce zengin olduğundan göz kremi, merhemi ve damlası üretmişler. Burası tıp alanında ileriymiş. Dünyanın ilk su kanunları burada oluşturulmuş.
Tekstil, hayvancılık ana geçim kaynaklarıymış. Kaynaklarda kuzguni renkli bir yünden bahsedilirmiş. Kaliteli ve o zamanlarda ihracatı yapılan önemli bir ürünleriymiş.

Antik Kentin ana caddesi ile ara caddesi köşesinde yer alan Anıtsal Çeşme bir Roma dönemi yapısı. İki cepheli olarak yapılmış havuz ve nişleri bulunan çeşme Bizans zamanında onarım görmüş. Kentin güneybatısında, dikdörtgen planlı bir anıtsal yapı olan Meclis Binası, ana giriş doğu cephesinde, doğu-batı yönünde uzanıyor.
Antik Laodikeia kentinin sütunlu caddesinin doğu kesiminde, küçük tiyatro ile Nymphaeum arasında bulunan Zeus Tapınağı, kentin önemli kalıntılarından. Sütunlu caddenin güneyinde caddeye bitişik olarak inşa edilen Büyük Kilise’nin ise günümüze dek yalnızca taşıyıcı bölümlerinden bir kısmı ayakta kalmış.

Bu güzel antik kenti de gezdikten sonra karnımın acıktığımı fark etmiştim. Laodikeia Antik Kentinden çıktıktan sonra yolumu sağ taraftaki Goncalı köyüne çevirip kendin pişir kendin ye restorantlarına gittim. Bahçe içerisinde masalar atılmış, ağaçların altında mangalını yakılmış şekilde geliyor. İsterseniz etinizi kendiniz dışarıdan getirebilir isterseniz oradan alabilirsiniz. tek başınıza, ailenizle, ya da arkadaşlarınızla gelebileceğiniz çok güzel birkaç mekan var. Hesap biraz tuzlu gelse de doğa ile iç içe olmak eşsiz bir tad bırakmıştı. Bir daha yolumu çevirmem dileğimle deyip Uşak yoluna koyulmuştum.

 

kOTHtQ.jpg

Galeri Sayfasına Ulaşmak İçin Tıklayınız

Yorum Yap

Yorum Yap

Yorumlar (2)

  1. Avatar

    Çok detaylı anlatım olmuş fotoğraflarda çok güzel

  2. Avatar
    3 ay önce

    Bizde çok hevesle gittik akşam üstüne doğru gitmiştik gün batımı ve travertenlerin dışarıdan görünümu birharikaydi. Anlatım çok güzel emeklerinize sağlık